Değerli dostlar, Korona günlerinde eve hapsolmuşken genellikle Kayserimiz ile ilgili yazılar yazıp, sizlere evlerinizde hoş vakit geçirtmek istiyordum. İster istemez TV’lerdeki haberleri izliyorum. Yandaş kalemşörler yağcılıkta sınır tanımaz halde, emre göre bir gün ak dediklerini, ertesi gün kara diye yeriyorlar, muhalif sözcüler sınırlı muhalif kanallarda eleştiriyorlar. El yıkamadan, maskeden başka bir şey anlatmayan ‘Bilim İnsanlarının’ yüzlerini görmekten de usandım. Milletten iban numarası ile para toplanırken, İtalya, İspanya, ABD’den Bosnalı Müslüman kardeşlerimizin katili Sırplara kadar sağlık yardım malzemesi göndermemiz, kağıt toplayarak çocuklarının karnını doyurmaya çalışan garibanlara kesilen cezalar, çocuklarım aç ne yapayım, kimse beş kuruş vermedi diye feryat eden anneye ‘GEBER’ diyen Çalışma ve Aile Bakanlığı Bölge Müdür Yardımcısı’nın sözleri, canımı acıttı. Toplanan para eski parayla 1.5-2 katrilyon, bununda nerdeyse yarısı devlet bankalarından, kamu kuruluşlarından. Yani yine halkın parası, devlet sağ cebinden alıp, sol cebine koyuyor. Bir gün gazetesine göre toplanan paraların tümü Orhan Gazi Köprüsünden geçmeyen 5.754.000. araç için bu ay içinde malum şirketlere ödenecek. Kur yükselişi ile kur garantili ödememiz 2 Milyar (katrilyon eski parayla) bu şirketlerin de bağış toplamada katkılarını da göremedim, belki göstermelik, vergiden düşmek üzere 3-5 milyon vermişlerdir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Kanal İstanbul, İletişim başkanlığı 14 Adet son model lüks araba ihalesi, Sarayı yapan müteahhide hastane ihalesi vb. harcamalar bardağı taşırmaya başladı. Gün tasarruf etme günüdür. Bu durum, Cami Kebir’de toplayıp, Hunat Camii önünde dağıtmaya benziyor. İnşallah bu belayı atlattıktan sonrasını iyi düşünüp, tasarruflu, tedbirli olmamız, lüzumsuz tüketimlerden hepimizin kaçınması gerekli diye düşünüyorum. Bu nedenlerle geçmişten bu güne ANALİZ yapmak istedim. Nasıl olsa evde okumaya vaktiniz var düşüncesiyle bu gün yazım uzun oldu. Umarım okuyup, yorumlarsınız.
* * * * *
Osmanlı'nın son 150 yılında Saraylar, Kasrlar, köşkler yapılmış, teknoloji ıskalanmış, matbaa yobaz din adamları tarafından gavur icadı denilerek 250 yıl geç gelmesine, dolayısıyla bilimin, eğitimin, gelişmenin yayılmasına mani olunmuştur. Hazine tamtakır olmuş, Ruslar Yeşilköy e kadar gelmiş Ayastefonos (Yeşilköy) Anlaşması zorla imzalatılarak adeta Osmanlı'nın ölüm fermanı imzalatılmış, asker Tuna boylarında ekmek bulamamış çünkü un yok, buğday alacak parası yok, silahları için mühimmat alacak parası yok, çaresiz Yahudi tefecilerin eline düşüp, yüksek faizlerle borçlanılmış. Yunanlılar bağımsızlıklarını ilan eder ve Osmanlı tazminat ödemeye mahkum edilir. Aynı senaryo 1855 Kırım Savaşı’nda da tekrarlanır. Kapitülasyonlar, duyun-u umumiye ve özetle sonuç olarak İstanbul'un, Anadolu'nun işgaline kadar giden süreç.
* * * * *
Bu durumu kabullenemeyen Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının öncülüğünde kurtuluş mücadelesi, yokluk içersinde kazanılır. Savaş sonunda yapılan ilk nüfus sayımında görülür ki nüfus 14 milyon kalmış, büyük kayıplar verilmiş, tarlada, sayısı çok az olan fabrikalarda çalışacak genç nüfus sayısı çok azalmıştır. Kırım Savaşı esnasında alınan borçlar ödenmek zorunda idi. Nitekim genç Cumhuriyet 1957 yılına kadar Maliye uzmanı Dr. Mahfi Eğilmez 'in 2013 yılı kurları hesaplamasına göre, Osmanlı'dan ödenmek zorunda kalan borç toplamı 500 milyar dolardır, bu borcu küllerinden doğan genç cumhuriyet ödemiştir.
* * * * *
O günün şartlarında en çok ızdırabı çekilen 3 beyaz ‘UN ŞEKER BEZ’ ve 3 siyah ’KÖMÜR-DEMİR-AKARYAKIT’ ve ulaşım, kendi silah ve mühimmatımız acilen üretilmeli idi. Sermaye ve teknoloji birikimi yok, koskoca ülkede mühendis sayısı 300 den az idi. Doktor, eczacı, diş hekimi yok denecek kadar, onlarında çoğu azınlıklardan. Verem, tifo, tifus, trahoma, sıtma gibi salgın hastalıklar kırıp geçiriyor, yokluk, kıtlık, yaralı gazilerimiz cabası. Okuma yazma oranı, çoğu asker ve azınlık olmak üzere % 7. Buna rağmen cumhuriyetin bir avuç azimli insanları, Mustafa Kemal 'in öncülüğü ve teşvikiyle 1923’ten itibaren, her alanda eğitim, tarım, sanayileşme hamlesine başlar, İZMİR'de İktisat kongresini toplar, ‘Savaşı kazanmak yetmez, asıl savaşımız şimdi başlıyor. Ekonomik olarak bağımsız olamazsak yarın yeniden emperyalist devletlerin eline düşeriz. Kendi silahlarımızı kendimiz yapmalıyız‘ diyordu. M. Kemal...
* * * * *
Ankara fişek fabrikası, Gölcük Tersanesi, Eskişehir, Kayseri uçak fabrikaları, denizaltılar çin torpidolar, uçaklar için bombalar üretilip Polonya ya bile ihraç edilmeye başlandı. Memleket demir ağlarla örülmeye, Demir çelik, kömür işletmelerini, İzmit Seka Kağıt, Sümer Bez Fabrikaları ve tabii ki kıtlığı çok büyük sıkıntıda olan ŞEKER FABRİKALARI peş peşe yapıldı. Soyadı demir yollarını kısa zamanda yapması nedeniyle Atatürk tarafından verilen Nuri Demirağ 1936’da ilk yerli tek motorlu uçağı ‘NU-36 M’yı üretti, 2 yıl içersinde 6 kişilik çift motorlu uçağı yaptı ve bu uçak dünyada A sınıfı bir yolcu uçağı kabul edildi. 1925’te Almanlar ile ortak kurulan Kayseri Tayyare Fabrikası, 1932 yılına kadar tamamı metalden ‘CANKERS A -20’ Uçaklardan 15 adet üretti. Üretim teknolojimiz gelişiyor, kendi usta ve teknisyenlerimizi yetiştiriyorduk. 1934 yılında İran Şahı'na yaptığımız uçaktan hediye ediyorduk.
* * * * *
Ülkemiz hızla sanayileşip, tarımda kendine yeten, üreten, kendi mühendis ve bilim insanları ile kalkınırken önce 2. dünya savaşı sonrası bu düzeni bozup MARSSHALL yardımları hikayeleri ile uçak, araba, silah vb. üretimlerden vazgeçilip, ‘NE UĞRAŞIYORSUNUZ, BİZ SİZE ÜRETİP VERİRİZ’ Mavralarına kanıp, üretimlerden vazgeçilip, bu güzel tesislerimizde uçak, silah vb. yerine soba üretmeye başladık. Hollanda'ya satılan ilk ambülans uçağımızdan sonra İsveç ve Danimarka'dan istek gelmesine rağmen THK siparişleri iptal edildi. Elde kalan uçaklar, malzemeler hurdacılara satıldı.
* * * * *
Yazacak, anlatacak çok şey var, biz bu günlere kolayına gelmedik, gel gör ki genç cumhuriyetimizin çalışkan işçilerinin, köylülerinin, mühendislerinin ve öğretmenlerinin emekleri alın terleri ve fedakarlıkları ile yapılan, yazılan tarih adım adım yok edilip tesislerimiz bir bir satıldı, yerlerine AVM’ler yapıldı. Son kalan ağzımızın tadı ‘ŞEKER FABRİKALARIMIZ’da Yeni Marsshallar ‘Cargill'lere’ kurban ediliyor. Üretmeyen, A’dan Z’ye tarım ürünlerini bile ithal eden bir ülke haline geldik. 1923 - 1938, Cumhuriyetimizin ilk 15 yılı-ile ,2002- 2020. SON 18 yılımızı ve borçlarımızı mukayese edin..!
Limanlarımız, Bankalarımız, Fabrikalarımız, Tank Fabrikamıza kadar satılmış, tam olarak hesabı bilinmeyen trilyon dolar betona gömülüp, tarımda kendimize yeten ülke olmaktan çıktık. Gayrı yorum ve değerlendirme özgür düşünebilen dostlarımızındır.
* * * * *
Sağlıklı, güzel günlere hep birlikte kavuşabilme, hastalarımıza şifalar dileklerim, ve zor şartlarda hizmet veren görevlilere teşekkürlerimle.
İletişim: hamibnt@hotmail.com

