Değerli Okurlarım,
   Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım 1937’de TBMM’ni açış konuşmasında diyor ki;
“Şimdi arkadaşlar ekonomi hayatımızı gözden geçireceğim. Derhal bildirmeliyim ki ben ekonomik hayat denince ziraat, ticaret, sanayi faaliyetlerini ve bütün bayındırlık işlerini birbirinden ayrı düşünülmesi doğru olmayan bir bütün sayarım. Bu vesile ile şunu da hatırlatmalıyım ki bir millete bağımsız hüviyet ve kıymet veren siyasi varlık makinesinde devlet, fikir ve ekonomi hayat mekanizmaları birbirlerine bağlı ve birbirlerine tabidirler. O kadar ki bu cihazlar birbirine uyarak aynı ahenkte çalıştırılmazsa hükümet makinesinin önde gelen sürükleyici kuvveti israf edilmiş olur, ondan beklenen tam verim elde edilemez. Onun içindir ki bir milletin kültür seviyesi üç sahada; devlet, fikir ve ekonomi sahalarındaki faaliyet ve başarıları neticelerinin hasılasıyla ölçülür.”
   Büyük önderin görüşleri ile ilgili yapılan araştırmalar, O’nun ekonomi alanında da dehasının ışıklarını yansıtan bir ekonomik kalkınma modeli geliştirdiğini, uyguladığını ve büyük ekonomik sonuçlar aldığını göstermektedir.
   Dünyanın ezilen uluslarına bağımsızlık konusunda verdiği büyük örneklerle birlikte ekonomik ve toplumsal kalkınma modeli örneği de vermiştir.
   Bugünkü bilgilerimizle dahi bizlere ve dünyanın gelişmekte olan ülkelerine yol gösterici özellikler taşıyan bu model, toplum refahının bölgeler ve kişiler arasında dengeli dağılımı açısından türlü güçlükleri olan gelişmiş ekonomileri yönetenlere de önemli yararlar sağlamaktadır. Bu özellikleri ile Atatürk’ün ekonomi politikası, uygulaması ve uygulamada aldığı sonuçlar, bütün ülkelerin yönetici ve uzmanlarınca önemle incelenmelidir. Görülecektir ki bu model, dünyanın kıt doğal kaynaklarının iyi kullanılmasını sağlamak açısından insanlık yararına büyük sonuçlar vermektedir.
   Atatürk’ün yönetim ve ekonomiye ilişkin düşünceleri, ülkemizin çağdaş kalkınma politikasına yön veren, hatta gelişmekte olan ülkelere örnek olan bir model olarak değerlendirilmelidir. Bu yüzden ülkemizin gelişmesinde başka modeller aranmasına gerek yoktur. Özellikle 1929 büyük ekonomik bunalımı döneminde; yeni ulusal kurtuluş savaşından çıkmış, yeni bir devletin kurulduğu ve bu devletin her sektörde ve alanda yeniden inşa edildiği bir süreçte getirilen politikalar ve sanayileşme planları bu modelin en önemli uygulamalarıdır.
   Öyle bir model ki dünyada örneği olmayan bir kalkınma ve gelişme hızı bu dönemde gerçekleşmiştir. Atatürk, bu ekonomik model ile tamamen sıfırlanmış bir ekonomiden insan gücü, sermaye, bilgi, altyapı ve hiçbir dış destek olmadan ağır sanayisini kurmuş ve planlı kalkınma dönemini başlatmıştır.
   Atatürk’ün ekonomi anlayışının temel ilkelerinden biri planlamadır. Planlama, 1930'larda olduğu kadar günümüz ekonomi politikalarının da vazgeçilmezidir.
   Atatürk, “Yurdumuzu dünyanın en mamur ve medeni milletler seviyesine çıkaracağız” sözleriyle Türk Devrimi’nin çağdaşlaşmaya yönelik hedefini göstermiş ve bu hedefe çağdaş yönetim ve planlı kalkınma süreci ile ulaşılacağını belirtmiştir.
   Atatürk’ün planlı ekonomi anlayışı, ulusal çıkar ve halkçılık temeline dayanmaktadır. Bugün de ülkemizin hızlı ve dengeli kalkınabilmesi; planlama ve uygulama süreçlerine kamu sektörünün yanı sıra, özel sektör, gönüllü sivil kuruluşlar, meslek odaları, üniversiteler, vb. kesimlerin katılımı ile olanaklıdır.
   Bu vizyon, Atatürk’ün Onuncu Yıl Nutku’nda saklıdır. Bundan dolayıdır ki, ‘Sürdürülebilir Kalkınmayı’ ve ‘Uygulanabilir Planı’ içeren ‘Ulusal Gelişme Planı’nın hazırlanması gereği önemli bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.
   Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com