Seçim yasası taslağı ve üzerinde tartışmaları görünce, yine bir yeni tarif  ‘çorba’  ile karşılaşacağımızı anlıyoruz.
   Çorbayı severim. Burada ‘çorba’  ile anlatmak istediğim içinde yapıldığı malzemelerin değişimi ile ilk hallerinden eser kalmayan, birbirine karışan malzemelerin yapısı ile yeni bir içerik ve şekil kazanmasını kastederek  ‘çorba’ kelimesini kullanıyorum.
   İçinde doğrular olan, yanlışlar olan, yanlış anlayışlar olan, niyet okumalar olan ama sonuçta kendilerinin lezzetini sevdikleri bir ürünü (çorbayı)  gündeme getiriyorlar.
   Yol gösteren, rehber olan kaynaklar, bilimsel, hukuksal, realist, olmazsa yapılacak olan her şeyde çorba olur.
   Aynı binada bulunan seçmenlerin farklı sandıklara dağıtılması, mühürsüz oy pusulalarının ve zarflarının geçerli olması,  kamu görevlilerinin sandık başkanı olması vs… yeni seçim kanunu çorbası için kullanılan malzemeler.
   Ancak dünyanın gelişmiş ülkelerinde, seçmen tercihlerinin özgür bağımsız şekilde ortaya çıkarılması biçimlerini görmeden ‘yerli ve milli’ çözümlerle yürümek hoşumuza gidiyor.
   Çorba mantığını her yerde görüyoruz.
   Eğitim alanında yapılanları tek tek sıralamak istemiyorum. Her an değişmesi, neyin neden yapıldığının anlık gelişmelerin sonunda olması ve eğitimde gerilememiz. Bu çorbanın kokusu iyi değil.
   Tarım alanında yapılanları görünce üzülüyoruz. Her geçen gün tarım arazilerinin küçülmesi ve ürünlerin azalması, ithalatın artması bizleri memnun etmiyor. Bu çorbanın tadı hoş değil.
   Hayvancılık alanında yapılanlara baktığımızda, yine meraların azalması, etin pahalı olması ve ihtiyacının karşılanmaması, ithal zorunlulukları ve ithal et kalitesinin düşüklüğü. Bu çorbanın da tadı iyi değil.
   Yurt sevgisi, vatan millet sevgisi ve bu kutsal kavramların içeriği doldurulurken yine hamasetle oluşturulan bir çorba önümüze konuluyor. Kim vatansever kim vatan haini terazisini ellerine almışlar. Herkesi tartıp ölçülerini açık ediyorlar. Bu çorba da iyi değil.
   Ekonomide güven endeksi hızla düşüyor. Cari açık rekor kırıyor. İşsizlik diz boyu. Gençlerin işsizliği ise toplumsal yapımızda derin yaralar oluşturuyor. Saldırgan, hırçın, gülmeyen gençlerin sayısı artıyor. Bir yandan da süper zenginler oluşuyor. Açlık sınırı asgari ücret seviyesinin üstünde. Borçlu sayısı her geçen gün çoğalıyor. Emeklilerin, küçük esnafın, çiftçinin hali perişan. Bir de ısrarla şeker fabrikalarının özelleştirilmesi kararlılığı. Bu çorba hiç yenmez.
   Dış politikadan söz edersek, (ülkeler arasında -sürekli dost -sürekli düşmanlık olmaz. Karşılıklı çıkar ilişkileri esastır) dostlarımızın ve düşmanlarımızın kimler olduğu kanaatlerimizde, bir öyle bir böyle çorbaya dönüyor. Bu çorba da çok tuzlu.
   Devlet envanterinde bulunan 106.000 silahın kayıp olduğu, Minibüs ile teknenin çarpışabildiği özel, güzel, biricik ülkem. Hangi çorbayı içmek istersin.
   Hukukun olduğu, işsizliğin kalmadığı, yoksulların geçinebildikleri,  yemyeşil parklarıyla donanmış şehirlerinde, barış içinde yaşayan,  kalbinde sevgi saygı taşıyan   mutlu insanların  olduğu, tecavüzlerin, cinayetlerin olmadığı bir çorba olsa.
   Böyle bir çorba içilmezde ne yapılır.