Değerli Okurlarım,
İnsanlar bir araya geldiklerinde konuşurlar. Konuşmak için de konulara gereksinim duyarlar. İşte bu konuşmalar kişilikleri betimlemektedir.
Kimi insanlar düşüncelerini, kimileri olayları, kimileri de insanları anlatır. Farklı bir anlatım daha vardır ki ya birisinin arkasından konuşur ya da çekiştirir, yalan söyler, uydurur, abartır veya kötüler.
Böylesi anlatımlara ne denir diye sorulursa, dedikodu demek yanıltıcı olmaz. Dedikodu, Türk Dil Kurumu sözlüğünde “konusu çekiştirme veya kınama olan konuşma” olarak belirtilmektedir.
Nereye giderseniz gidin kurtulamayacağınız, asla kaçamayacağınız bir konudur dedikodu ve iftira. Başarılı mı, senden önde mi, güzel mi, yakışıklı mı, rakibin mi, rakip adayın mı? Hiç affetme vur abalıya.
Öyle dedikodular var ki, hayatında hiç görmediği, sohbet etmediği, çayını içmediği insanın arkasından konuşulur. Tanımışlığı yok, konuşmuşluğu yok ama üçüncü kişilerin yönlendirmesiyle arkanızdan konuşulur. Böylece farkında bile olmadan hakkınızda düşmanlık üretilir. Bir bakarsınız birçok insan, arkadaşlarınız, hatta akrabanızla aranıza mesafe girer.
Dedikodu yapmak, iftira atmak, asılsız suçlamalarla bir insanı incitmek, zor duruma düşürmek, onurunu zedelemek, aşağılamak ne çirkin bir davranış biçimi.
İlkçağ filozoflarından Sokrates’in insanlar arası ilişkilerde uyguladığı ünlü “üçlü filtre testi” vardır.
Birinci filtre, gerçek filtresidir.
İkinci filtre iyilik filtresi,
Üçüncüsü işe yararlılık filtresi.
Testin sonucu şudur: Söylenecek şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar değilse neden söylensin ki? Bu test, doğruluğa, gerçekliğe giden bir yöntemdir Sokrates için.
Dedikodu ve iftira atmayı önleyen, gerçeklerin ve doğruların konuşulduğu ortamı yaratan bir uygulama olarak da görülebilir üçlü filtre testi.
Dedikodu yapmanın ya da yalan söylemenin herhangi bir sağlıklı gerekçesi ya da dayanağı olamaz, olmamalıdır. Dedikodu yapanların, iftira atanların, karşılığında onları dinleyenlerin sağlıksız kişiler olduğunu değerlendirmek doğru değil mi? Yapılan dedikodunun sağlığa ne denli zararlı olduğunu biliyor muyuz? Zehirli, hastalıklı, yıkıcı bir bağımlılıktır çünkü.
Dedikodu, kimi zaman gerçeğe dayanan bazen da gerçek ile ilgisi olmayan sıradan bir bilgi alışverişidir. Daha çok insanların özel yaşantılarını konu alırken, duygusal gereksinimler, kişilik özellikleri ve sahip olunan değerler dedikodu yapmanın nedenlerini açıklayabilir.
Nerede bilgi eksikliği varsa dedikodu oraya üşüşür, sırların yarattığı anlam boşluklarına ilgisi olmayan imgeler, çağrışımlar doluşur.
Dedikodu demişken üniversiteden mezun olduktan dört ay sonra meydana gelen 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında, üç yıl yaşanan işsizliğin psikolojik etkisi ve yakın çevrenin dedikoduları ortamında yazdığım “Dedikodu” başlıklı şiirimle bu yazımı sonlandırmak istiyorum.
“Atılmışım o kuyuya yine,
Taaa en derinine.
Çıkmayayım diye taşlıyorlar,
Koruyorum kafamı ellerimle.
Tıkıyorum kulaklarımı,
Atılan laflarla delirmeyeyim diye.”
Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com
