Demokratik ülkelerde basın, yargı, yasama ve yürütme erklerinden sonra gelen dördüncü güçtür.
   Vatandaşın haber alma hakkı temel haklardandır.
   Özellikle son yıllarda öyle bir basınla karşı karşıya kaldık ki, gazeteciliğin asgari gereklerini bile düşünmeden yayınlanan yanlı, taraflı, sanki bir grubun dergisi niteliğinde kapalı, tek çeşitli, at gözlüklü yayın organlarıyla karşı karşıyayız.
   Elbette yorumda herkes özgür olacaktır. Ancak haber değeri taşıyan bir olayı da çeşitli kaygı ve Saiklerle görmezden gelmek, yok saymak kabul edilemez.  Vatandaşın haber alma hakkı elinden alınmamalıdır.
   Sevgili Recep Bulut birkaç gündür, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’nde son yıllarda yapılan seçimler ve gelişmeler hakkında yazılar yazdı.
   ‘Hacılar ‘da Tiyatro Rezaleti’ manşetiyle çıkan gazetemiz,  şehrimizde de gazeteciliğin ne noktalarda olduğunu gösteren bir ayna oldu.  Çocukların tiyatro sahnesinde yığılıp kalmaları ayrı bir trajedi.  Bunun sorumluları kimlerdir? Neden böyle bir durum ortaya çıktı?  Ve benzeri soruları bir kenara bırakıyorum.  Çünkü başka bir yazı konusu yapılabilir. 
   Haber değeri taşıyan böyle bir olayın gazeteciler önünde cereyan etmesine rağmen görmezden gelmek/yokmuş gibi davranmak hoş görülecek bir davranış olamaz.  Hangi Saiklerle hareket edildiğini anlıyorum. 
   Dünyada,  çok sayıda gazetecinin hapishanelerde olduğu ülkelerin ön sıralarında Türkiye’nin olduğu herkesin malumu. Bu gazetecilerin gazetecilik faaliyetinden değil ‘’terör’’ suçları nedeniyle içeride olduğu iddia edilmektedir.
   En son Alman Die Velt Gazetesi Türkiye muhabiri Deniz Yücel tutuklandı.  Alman gazetelerinin hepsinin ortak bir manşetle çıktıkları görülmektedir. ‘’Deniz’e özgürlük’’ manşeti,  her Alman gazetesinin ortak manşeti olabiliyor.  Ülkemizde ise tutuklanan gazeteci ‘’Bizden’’ biriyse yazıyoruz.  ‘’Öteki’’ ise hiç görmüyoruz. Görüyorsak da bir tekme de biz vuralım şeklinde oluyor. Yargısız infaz konusunda sicilimiz iyi değil zaten.
   Hürriyet Gazetesi’nin  ‘’Karargâh Rahatsız’’ manşeti de son günlerde kamuoyunu meşgul etti.
   Hükümet cenahı, Hürriyete yüklendi.  Diğer taraf ise Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk söyleşisinde, halk oylamasında ‘’ hayır ‘’ dediğinin sansürlenmesini eleştirdi.  Bu durumu görünce yerel medyamızda ki gelişmeleri nasıl yorumlamalı.
   Gazeteciliğin çok zor, tehlikeli, meşakkatli olduğunun çok farkındayım. Haber veren gazetecilerin bedel ödedikleri sıkça rastlanan bir olgu.
   Vatandaşların haber alma hakkının elinden alındığında ya da bu hak ortadan kalktığında bu defa gazeteci bedel ödemekten kurtulmuş oluyor.  Bedel ödemek halka kalıyor.
   Gündem de anayasa değişikliği var.  Neden evet ve neden hayır denildiği konusunda,  mümkün olduğundan biraz daha fazla/zorlayarak,   bilgilendirme görevini ulusal medya kadar yerel medyada üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.
   Birazcık kendimize saygımız olsun.
   Birazcık halkın haber alma hakkına saygımız olsun.
   Birazcık cesur olalım.
   Gazete ve televizyonların tarih yazdığı gibi,  tarihte gazete ve televizyonların bu günkü duruşunu yazacaktır.
   Basın hürriyetinin eksiksiz olduğu günlere özlemimle noktalıyorum.