Değerli Okurlarım,
   2016 yılında başladığım İş Sağlığı ve Güvenliği yüksek lisansını bitirme projesi olarak 2017’de yaptığım bilimsel bir araştırmadan söz etmiş ve sonuçları itibariyle Türk Kamu Yönetiminin bugünkü durumuna ışık tutacak bilimsel veriler elde ettiğimi ve ilk kez gazetemiz Kayseri Yeni Haber’de okurlarımla ve kamuoyu ile paylaşacağımı belirtmiştim.
   “Bir Araştırmanın Öyküsü” ile başladığım ve “İş Yerinde Şiddet” başlıklı yazımla devam eden bilimsel araştırma çalışmasıyla ilgili bugünkü yazımın konusu “Kamu İş Yerlerinde Şiddet.”
   Kongrelere, salon toplantılarına, sempozyumlara, panellere, konferanslara, toplumsal eylemlere konu olmaya başlayan iş yerlerinde şiddet olgusu gerçekten çok önemli. Kamuya ait iş yerlerinde de oldukça önemli. Çünkü bu olgu sosyal sorunları, hastalıkları, toplumsal gerginlikleri beraberinde getiriyor. Devletin, dolayısıyla kamu kurum ve kuruluşlarının çalışma sürecine, kurumların etkinliğine ve çalışanlarının verimliliğine olumsuz etkileri oluyor.
   Sorunun farkındalığı üzerine çeşitli toplantı ve eylemlerde söylenen ve haykırılan, hatta döviz ve pankartlarda yazılı şu sözler gerçeği yansıtmıyor mu?
   “Öğretmene şiddete hayır, öğretmenime dokunma”, “Eğitimde şiddet şoku: 10 erkekten 7’si, 10 kızdan 5’i şiddet görüyor”, “Eğitimde şiddete hayır. Mesleğimizi hedef alan, eğitim ortamında şiddeti esas alan dil konuşuldukça şiddete uğruyor, öldürülüyoruz”, “Böyle sağlık sistemi olmaz, bu şiddet sona ersin”, “Öldürülüyoruz, sesimizi duyan var mı? Sağlıkta şiddet sona ersin”, “İstanbul sözleşmesi ne diyor, devlet ne yapıyor? Şiddeti izleme, müdahale et, engelle”, “Kadına şiddet insanlığa ihanettir”, “İş güvencesi, yaşam ve çalışma hakkımız için nöbetteyiz”, “Türkiye’de her 10 kadından sadece 1’i maruz kaldığı şiddet sonucu bir kuruma başvuruyor”, “Türkiye’de 10 kadından 4’ü fiziksel ve/veya cinsel şiddet görüyor”…
   İşte bu nedenle kamu iş yerlerinin bütününü kapsayan bir bilimsel araştırma ilk kez yapıldı ve sonuçları ile çözüm önerileri ilk kez okurlarımızla ve dolayısıyla kamuoyu ile paylaşılmaktadır.
   Ülkemizde bu yöndeki çalışmalar ağırlıklı olarak özel sektör işyerlerinde yapılmaktadır. Kamu sektöründe ise, yoğun bir iş temposuna sahip olan sağlık çalışanları üzerinde yapılmıştır. 2002 yılında Bilet Kontrol Dairesi çalışanları (26 personel) üzerinde, 2010 yılında savunma alanında faaliyet gösteren küçük işletmelerde çalışan 172 kişi üzerinde, 2010 yılında Erzurum hastanelerinde görev yapan 356 sağlık çalışanı üzerinde, 2011 yılında Sivas ilinde hastane ve sağlık ocaklarında çalışan 456 personelin katılımıyla, 2012 yılında Denizli’de Gelir İdaresi Başkanlığı yöneticileri ile İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde görev yapan akademik personel üzerinde, 2014 yılında Elazığ’da devlet hastanesinde görev yapan 196 hastane çalışanının performansı, iş stresi, iş tatmini ve işten ayrılma niyetleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılan bir araştırma, 2014 yılında Eskişehir’de Milli Eğitim, PTT Başmüdürlüğü, Üniversite ve Gelir İdaresinde çalışan 271 kamu personeli üzerinde yapılan araştırma, ülkemizdeki kamu iş yerlerindeki şiddet olgusunun boyutunu gösterir çalışmalardır.
   Yukarıda sayılanlar dışında iş yerlerinde şiddet ile ilgili yapılan birçok araştırma ve bilimsel çalışma var, ancak kamu sektöründe tüm kamu personeline örneklem oluşturacak bir araştırma tarafımdan ilk kez yapılmıştır.
   Genel bir açıklama olarak şimdiden şunu söyleyebilirim. Kamu iş yerlerinde çalışanlara üstleri, iş arkadaşları ve astları veya kurumlarından hizmet alanlar tarafından fiziksel, psikolojik ya da cinsel taciz davranışları olmaktadır. Hangi şiddet türü ve ne oranda olduğunu sonraki yazılarımda açıklayacağım.
   18 Nisan 2020 tarihindeki yazımın konusu, araştırmanın en zor yanı olan anket sorularının hazırlanması, uygulanması ve değerlendirilmesi sürecindeki çalışmalar olacak. Bu süreci “Kamuda Şiddet Anketi” başlığıyla yazacağım.
   Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com