Libya'ya asker gönderme tezkeresi TBMM'den geçtikten sonra kaygılı bekleyiş başladı. Denizaşırı bir ülkeye asker göndermek, sonu belirsiz günlere yürümek demek.
   Libya’da iç savaş var.
   Hükümet, Doğu Akdeniz'deki petrol rezervlerinde söz sahibi olmak için arayışlar içinde. Önce Libya'daki mevcut hükümetle kıta sahanlığı anlaşması yaparak, Libya ile denizden komşuluk sağladı, karasularımızı birleştirdi. Akdeniz'de Türkiye’nin de var olduğunu, aktörlerden biri olduğunu göstermek bakımından önemliydi bu anlaşma.
   ***
   Bununla yetinilmedi. Libya’da Serraj hükümetinin ayakta kalması için, oraya asker gönderme kararı aldı AKP hükümeti. Korku ve kaygı, bundan sonra büyüdü. Çünkü Serraj'ın karşısında çarpışan Hafter güçlerine Rusya, Fransa, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail açıktan destek veriyor. Biz ise, Mevcut hükümete...
   Gerekçemiz, Libya hükümetinin Birleşmiş Milletler nezdinde kabul görmüş olması. Oysa Suriye'de Esat hükümeti de, BM tarafından tanınmaktadır. Suriye’de rejimin yıkılmasını, Libya'da ise rejimin ayakta kalmasını istiyor hükümetimiz. Ne kadar tutarlıyız?
  ***
   Bir sözüm var, zaman zaman kullanırım:
   “Çarpım tablosunu yanlış ezberleyen adam, dört işlemde doğru sonuca ulaşamaz.”
   AKP hükümetleri döneminde dış politikamız, çarpım tablosunu yanlış ezberleyen kimseler tarafından belirlendi;  o nedenle doğru sonuca ulaşamıyoruz!
   ***
   Suriye politikamız temelden yanlıştı, Esad'ın iki haftada düşeceğini öngörmek gülünçtü. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin herhangi birinde çıkacak kargaşanın ya da harita değişikliğinin; diğer ülkeleri de olumsuz etkileyeceğini, azıcık tarih bilgisi olan herkes görürdü.
   Irak resmi hükümetini önemsemeden, Irak'ın kuzeyinde yuvalanmış Barzani ile diyalog yanlıştı.
   Mısır'ın iç işlerine doğrudan karışmak, Mursi, Sisi arasında taraf olmak, Mısır’la ilişkileri bozacak demeçler vermek yanlıştı.
   “Ortadoğu coğrafyası bataklıktır, dikkatli olunmalı, tarafsız kalınmalı” diyenlere kulak asmamak yanlıştı. Diplomatları küçümsemek, “monşer" diyerek dalga geçmek, ayıpların en büyüğü idi.
   ***
   “Yurtta barış, dünyada barış” felsefesinin değeri bilinmedi. Ortadoğu coğrafyası geçmişte Osmanlı’nın olduğuna göre; bu coğrafya bizden sorulur anlayışı, temelden çürüktü.
   Mısır ve Suriye ile ilişkilerimiz düzenli ve güvenli olsaydı; bugün petrol rezervlerinin zengin olduğu söylenen Doğu Akdeniz'de çok daha fazla söz sahibi olabilirdik...
   Sorunumuz, çarpım tablosunun yanlış ezberlenmesinde...