Değerli okuyucularım,
   Kısa bir süre önce sosyal medyadan birinde yayınlanan “Başhekimden şehir hastaneleri feryadı” başlıklı bir makale gözüme ilişti. Baktım ki yazan Kayseri Devlet Hastanesi eski başhekimi Op. Dr. Yunus Yıldızkan.
   Şehir hastaneleri konulu yazıları hep izledim ve Kayseri şehir hastanesi üzerine bir yazı yazmayı düşünmüştüm ki, kurum içinden eski bir yöneticinin (halen doktor olan bir çalışan) feryadına tanık oldum. Konu hem ülke açısından, hem de Kayseri açısından önemliydi. Şimdi Kayseri şehir hastanesi üzerine bir serüveni anlatıp, Op. Dr. Yunus Yıldızkan’ın feryadına yaşamsal katkı sunmaya çalışacağım.
   Yakın bir zamanda sevgili eşimin bir rahatsızlığı dolayısıyla, ne şehir, ne devlet hastanesinden randevu almak yerine yakın olması dolayısıyla doğrudan Kayseri Geriatri hastanesine Kulak Burun Boğaz polikliniğine gidip sıra aldım ve çağırıldığımızda karşımızda Yunus Yıldızkan vardı. Eşimin muayenesini yaptı ve bazı tahlilleri önerdi ve sonrasında Kayseri şehir hastanesine yönlendirdi. Serüvenimiz bu yönlendirmeyle başladı. 
   MHRS (Merkezi Hastane Randevu Sistemi) aracılığıyla telefonumuzdan Kayseri şehir hastanesi KBB randevumuzu en yakın tarihte polikliniği olan bir doktor için ancak 10 gün sonrasına alabildik. Aracımızla ilk kez şehir hastanesine gittik ve birkaç hastaneden oluşmuş yerleşkede KBB polikliniğinin genel hastane binasında olabileceği varsayımıyla genel hastane binasına ulaştık. Önce alt kattaki otoparka aracımızı koyduktan sonra bir üst kata çıktık ve ilk gördüğümüz görevliye KBB polikliniğinin nerede olduğunu sordum. Yanlış geldiğimizi, KBB polikliniğinin Kalp hastanesinde olduğunu belirtti.
   Hava yağmurluydu, bina içinden polikliniğe ulaşmak zorundaydık. Yürüdüğümüz alanlarda görevli panelleri vardı ve polikliniğe ulaşmak için gördüğümüz her panele uğrayarak görevlilere sormak zorunda kaldık. Tam bir labirentteyiz. 15 dakika kadar yürüdük ve bu kez randevu aldığımız polikliniği aradık. 2’şerli, 3’erli poliklinikler halinde ayrı alanlara yerleştirildiğinden arayarak polikliniğimizi bulup beklemeye başladık. Çok kalabalık değildi. Kapı üzerinde sıra ekranında ismimiz yazılınca içeri girdik. Genç bir doktordu poliklinik yapan. 2 küçük masalı (doktor ve sekreter için) dar bir odada eşim ve ben rahatsızlığımızı belirttikten sonra bazı tahlillere yönlendirildik. Aynı gün tahlil sonuçlarıyla yeniden polikliniğe geçip teşhisten sonra reçete barkod numarasını alıp odadan çıktık.
   Aracımız genel hastane bölümünün otoparkında olduğu için dönüşümüz bina içinden genel hastane bölümüne oldu. Bu bölümde otopark levhası yazısını görünce levha yanındaki yürüyen merdivenle bir kat aşağı indik. Birkaç kapı vardı ve otoparka nasıl ve hangi kapıdan geçebileceğimizi ilk gördüğümüz kişiden sormak zorunda kaldık. Otoparka geçtik. Bu defa aracımızı koyduğumuz park numarasını aramaya başladık, harf ve numaraları takip ederek araç park numarasına ulaştık, ama aracımız yoktu. Dönme dolaptaymış gibi aynı yerde gezindik durduk ama aracı bulamadık. Bir güvenlik görevlisini görünce seslendim ve aracımızın yerinde olmadığını söyledim. Aynı araç park numarasından birkaç yerde olduğunu, genel hastane otoparkı dediğimizde yanlış otoparkta olduğumuzu, uzakta olduğumuzu söyledi. Refakat etmesini istedim. Telsizinden çağrıda bulundu. Bir süre sonra bildiğimiz golf arabasına benzer elektrikli, sanırım 8 kişilik bir araç geldi ve bizi alarak aracımızın bulunduğu kısma ulaştırdı. Aracımıza bindik ve hastaneden ayrıldık.
   Kayseri şehir hastanesine ulaşmak zor olduğu gibi, poliklinik ve laboratuarlarına ulaşmak da oldukça zor. Bir bürokrat emeklisi olarak yaşadığım bu serüveni kırsaldan gelen vatandaşlarımız kim bilir nasıl yaşıyor?
   Op. Dr. Yunus Yıldızkan yazısında “… bu devasa tesisler ithal projelerle ve tüccar kafayla yapılmış, 1980’lerde İngilizlerin, maksada uygun olmadıklarını, sağlık hizmetlerini daha da zorlaştırdığını görüp tamamen terk ettiği bu projeleri, kim, nasıl ve hangi gerekçelerle ülkemize ithal etti ve başlattı?” diye soruyor. Devamında “… hasta bir şekilde hastaneye ulaştı diyelim. Hizmet alacağı birimi bulup muayene sırasına girene kadar akla karayı seçiyor. Yüzlerce metre, bazen birkaç kilometre yürümek zorunda kalıyor. İlgili birimi bulana kadar kırk kişiye sorması gerekiyor. Nihayet kan ter içinde hekimle buluşan hastanın işi burada da bitmiyor. Daha tetkiki var, röntgeni var, müdahaleli bir işlem yapılacaksa o birimi bulmak var… Genel hastane, kalp damar hastanesi, kadın doğum hastanesi, psikiyatri hastanesi ve fizik tedavi hastanesi şeklinde planlanmış olan hastanede diğer branşların nerede hizmet verdiğini bulmak, bazen yön gösteren personele sormak suretiyle bile bulunamıyor…, hastaların mahrem bilgilerini paylaşabilecekleri, doktoruyla baş başa kalıp derdini anlatabileceği bir mekan yok. Mecbur kalmadıkça hastalar şehir hastanesine gitmek istememektedir. Şehir hastanesine sevk etmek istediğim bir hastamın şu sözleri durumu özetlemeye yetmektedir: Doktorum kurban olayım beni oraya gönderme, ne yapıyorsan sen burada yap. Ben taa oralara gidemem. Gitsem de içinde kaybolurum. ”
   Keşke Geriatri hastanesinden şehir hastanesine bizi yönlendirmeseydi Dr. Yunus Yıldızkan, demeli miyim? Hayır, iyi ki de önermiş. Gittim, gördüm ve yazdım.
   Ben de feryat ediyorum.
   Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com