Başbakan Ahmet Davutoğlu,  AB ile yaptığı görüşmeler sonunda ‘’Kayseri Pazarlığı’’ yaptığını açıkladı.
   Sevgili Recep Bulut,  Kayseri pazarlığının mal alışverişlerinde olduğunu yazdı. Başbakan mültecilerle ilgili olarak  - mal pazarlığı değil, insanlar için yapılan görüşmelerdeki müzakereleri Kayseri pazarlığına/kurnazlığına benzetiyor.
   Son yıllarda, dış basın ve yayın organlarında yapılan haber ve yorumlar ile ülkemizdeki basın ve yayın organlarındaki haberlerin farklılıkları dikkat çekici aykırılıklar taşımaktadır. Ayrıca yöneticilerin iç basına verdiği demeçler ile dışarıda,  algılanan olayların farklı olduğu izlenimler artmaktadır. İçeride başka, dışarıda başka konuşmalarda (örneğin sayın başbakanın Anayasa Mahkemesi kararına karşı söyledikleri) güveni sıfıra yaklaştırıyor.
   Avrupa’ ya vizenin yakın zamanda kalkacağı umudu verilmekte bizlere. Keşke öyle olsa. Türkiye bu halde iken ( fikir ve ifade özgürlüğü olmadan, vize için gerekli 72 kriteri istenirken) Avrupa Birliği ile aynı çizgiye gelmesi mümkün olmayacak bir hayal gibi görülmektedir. Yani biz daha çok bekleriz vizeyi.
   Ölme eşeğim ölme yaz gelince sana arpa vereceğim durumu.
   Suriye de savaş bitmeden daha bu pilav çok su götürür diyelim. Avrupa Birliğine gittikçe uzaklaştığımız aşikar. Yapılan pazarlığın ülkemiz lehine olmasını diliyoruz.
   Yine de, Kayseri pazarlığını bir Kayserilinin yapması,  daha mı iyi olurdu diye düşünmeden edemiyoruz.
   BOYDAKLAR
  
Kayseri pazarlığı gündemdeyken, bir başka yerel olayda,  yine ulusal gündeme konu oldu.
   ‘’Anadolu Kaplanları’’ denilen müteşebbis kesimlerin öncüsü, önde geleni ve dünya markaları oluşturmuş bir şirketler topluluğu sahibi olan Boydak ailesi, ‘’paralel yapı’’ile birlikte olduğu, FTÖ ye maddi destek sağladığı iddiasıyla Hacı ve Memduh Boydak tutuklandı.
   Düşünce özgürlüğünden yana olmazsanız, demokrasiyi özümsemezseniz, hukukun üstünlüğünü kabul etmezseniz, her zaman sıkıntılardan kurtulamazsınız. Sorunların çözümün de hukuk yollarını kullanmazsanız,  başınıza ne geleceğini bilemezsiniz.
   Boydak ‘lar 17/25 Aralık sürecine kadar, diğer AKP’liler gibi her zaman Hoca Efendiye yakın durmuşlardır. Bu yakınlık daha sonra zorunlu olarak uzaklık halini almıştır. 
   Eğer bu aile ‘’terör örgütüne’’ maddi destek verdiyse bu güne kadar neden beklenmiştir.
   Doksanlı yıllardan beri ışık evleri ile ilgili yayınlar, gelişmeler, Hoca Efendinin faaliyetleri, ortaya dökülmeye çalışıldı.   Zaman Gazetesinin savunduğu fikirlere karşı olanlar bu yayınları yapmıştı.
   O gün ışık evlerine karşı olanlar bu günde karşılar.
   Bu yayınları yapanlara karşı  o günlerde  muhalif olan,  yani Zaman Gazetesi fikirlerine sempati duyanlar, bu gün aşırı bir şekilde ‘’Paralel yapı’’ya karşı olmuşlardır.
   Paralel yapıya karşı olanlar, neden karşılar, kendileri de bu karşı olma nedenlerini ortaya korken, hedefleri, amaçları bakımından kendi eylemlerini de sorguluyorlar mı?
   28 Şubat döneminde, İslamcılar, sustular, korktular, geriye çekildiler.  Şimdi ise istedikleri bir iktidara sahipler. Rahat bir şekilde kendilerini ifade edebilirler. Paralele karşı olurken neyin yanında yer alınıyor. Hukuk ve demokrasi için mi? bilelim.
   Boydak’lar için söyleyeceğim şey ise kim olduğuna bakmadan, ne oldukları hakkında hükmün hukuk tarafından verilesi gerekir.
   Kanunların eşitliği ve genelliği ilkesi herkes için olmalı, hak mahrumiyetleri doğurmamalı.