18 Mart 2020. Çanakkale Zaferi’nin 105. yılı…
   Korna virüs salgını nedeniyle tedbiren eve kapanmışken, caddelerin boş, üç günden beri aralıklı yağan kar beni dışarı itti. Karda yürümeyi özlemiştim. Daha geçen hafta havaların ısınmasıyla bize ve tabiata bahar günlerini yaşatan hava ‘Mart‘ta’ olduğumuzu hatırlattı. Güzel havaya aldanan ağaçlar tomurcuklanmaya başlamış, yınnaşan (şımarık ) badem ağaçları Kayseri'mizin huyunu bilmez gibi çiçek açmıştı. Halbuki daha Mart dokuzu, Abdül Beşi vardı.
   * * * * *  
   Tenha sokaklarda, hafif yağan kara aldırmadan caddelerde yürüdüm, yürüdüm… Uzun zamandır uğramadığım Düvenönü, Camikebir sokaklarına, Kazancılar Çarşısına, Kale Önüne, Meydan’a gidip eski dostlarıma uğradım. İstanbul'un Kapalı Çarşısı, Emin Önü, Mısır Çarşısı neyse buralarda Kayseri için ticaretin kalbinin attığı merkezlerdi. Sokaklar, dükkanlar Amerikan filmlerindeki terk edilmiş kasabalar gibiydi. Çoğu lokantalar, çay ocakları dükkanlar kepenk indirmişti. Esnaflar bir yandan çeklerini, senetlerini, kiralarını düşünüyor, bir yandan çalışanlarına verecekleri maaşları düşünüyorlar, bir yandan salgın hastalığın nerelere götüreceğini merak ediyorlardı. Rahmetli babamın anlattıkları geldi aklıma. 2. Dünya savaşı yıllarında Diyarbakır'da ‘4 Yıl’ askerlik yapmıştı. Hiç bir şeye yakınmaz, sadece yaygın sıtma, tifo, tifüs ve verem den çok çektiklerini, sık sık sıtma nöbetleri geçirdiklerini anlatırdı. Ama sağolsun devletimiz, sıtma mücadele, verem savaş dispanserleriyle ki hemen her şehre kurulmuş , kısa zamanda yetiştirilmiş sağlık personelleri ile bu salgınları yenmeyi bilmişlerdi.
   * * * * *
  
Çarşıya indiğimde mutlaka uğradığım babalarından kalan 100 yıllık, naldan semere, halattan, çuvala, ne ararsan bulabileceğin, Cami Kebir merdivenleri ile Vezir Hanı kapısı arasındaki ’Mevlevioğlu Ticaret’ Mustafa Mevlevioğlu'na uğradım. Tanıdığım en eski, en güvenilir, adeta sinirleri alınmış, herkese yardımcı olmaya çalışan, dostlarının iyi gününü, kötü gününü bilen, sırdaş 60 yıllık arkadaşımdır. Adeta arkadaşlar arası iletişim merkezi gibidir. Bursa'dan İstanbul'a tüm arkadaşları ile iletişimi kesmemiştir. Çocukluktan mahalle arkadaşımla üniversite yıllarımızda aynı evde kalmıştık. Bir annesi ‘Melahat Teyzemiz’ var ki tam bir hanım ağa. Her kese kendisini saydırır, çocuktan büyüğe. Sigara içişini görün, kimse bu kadar güzel sigara içemez. Az mı beyaz kiraz reçelini yedik. Meşhur şarkıcı Alpaslan annesi gibi sever Kayseri'ye her konsere gelişinde hatırını sorar, beraber şarkı bile söylerler. Evlen artık diye diye evlendirdi Alpaslan'ı Melahat Teyzem nihayet..
   * * * * *
  
Kazancılardan geçerken Hüseyin Baran kardeşimin bir kahvesini içtim, müşteri falan olmadığı için rahatça sohbet ettik. Gülsoy Döviz'in önünden geçerken baktım, kadim arkadaşım Mustafa Gülsoy 50 yıldır olduğu gibi para sayıyor, girmedim. Şimdi yine takılacağım “yahu, ömrün parayla geçti, kimse mezara beş para götürmemiş, yeter artık bırak şu para saymayı, Allah bilir gece sabahlara kadar para sayar olmuşsundur rüyalarında diye takılırdım arkadaşıma…”
   * * * * *
  
Cumhuriyet Meydanı, meydan olalı bu kadar boş kalmamıştır. Cafeler, lokantalar kapanmış, metro istasyonunda bile tek tük insan vardı. Bürüngüz Camii’ne insanlar yine namaz kılmaya gidiyorlardı..
   * * * * *
  
İşte size korona virüs günlerinden Kayseri manzaraları. Tarihe de not düşmüş olduk. Rabbim tüm insanlığı bu beladan korusun inşallah…
   İletişim: hamibnt@hotmail.com