Yaz mevsiminin son günleri. Yeniden döndük kürkçü dükkânına ama bu köşeden ayrılmış olduğum kısa bir sürede, ülkemde öyle olaylar oldu ki saymakla bitmez.
   Bir Avrupa ülkesinde yüzyılda yaşanabilecek olaylar, bizde birkaç ayda yaşanabiliyor. Çok ayrıntılarıyla değil, üstünkörü de olsa olaylara, nedenlerine, sebep olanlara, yöneten siyasilere, bürokratik kadrolara, duruşlarına, demeçlerine bakalım. Geçmişte yaptıklarına/söylediklerine bakalım. Bu gün yaptıklarına/söylediklerine de baktığımızda koskoca bir ahlaki çöplüğün içinde buluyoruz kendimizi.
   Ne kadar kötü kokular içindeyiz. Dün ak olan bugün kara.  Bu gün ak olan yarın ne olacak bu bile belli değil.
   Üstelik dün ak diyenler bu gün o akların ak olmadığını kapkara olduğunu açıkça itiraf ediyorlar. Kapkara diyorlar.
   Bu konularda yıllardır, “Bu ak dedikleriniz karadır. İyi bakın’’ diyenleri dinlememişiniz.  Bildiğiniz yoldan şaşmamışsınız. Ama şimdi “şaştık‘’ diyorsunuz.
   Bunlar - nasılsa bizim değirmenimize su taşıyor -  diye korudunuz kolladınız.  Birlikte yürüdünüz o yolları. Bu gün gelinen yere ulaşmasında önünü açtınız. Kargayı beslediniz. Sonra karga gözünüzü oymaya çalıştı.  Şimdi ise yine ‘’mağdur’’  sizsiniz her zamanki gibi.
   Öyle kötü bir yönetim sergileniyor ki, liyakati mikroskopla arasanız bulamıyorsunuz.
   ‘’Peki, anladık’’ ama bu kadar büyük olan olumsuzluklara rağmen sorumlu olan bir Allahın kulu bile çıkıp sorumluluk almıyor. İstifa etmiyor.  Sorumluluğun bedelini ödemiyor, anlaşılır gibi değil.
   Neden dün bunlar aktı da bugün kara olduğu konusunda da doyurucu açıklama/öz eleştiri göremiyoruz.  Sadece af diliyorlar.  Bedel ödemiyorlar.  Ama ülkenin aldığı yaralar ne olacak.  Nasıl sarılacak.  Bunun bedellerini, yine her zaman olduğu gibi ‘’Tüfekçi Bekir’in Yakası’’ mı ödeyecek. Kaderimiz hiç mi değişmeyecek?
   Hukukumuz, siyasetimiz, ahlakımız, ekonomimiz, devlet yapımız ( silahlı kuvvetler, emniyet, MİT, üniversiteler vs)  büyük darbeler aldı.  Toplumsal barışımız yerlere serildi.  Daha refah bir ülkede, mutluluk içinde, barış içinde neden yaşayamıyoruz.  Dünyanın gelişmiş, medeni ülkeleri arasında olamamamızı neden sorgulamıyoruz.
   Bu durumdan elbette hepimiz sorumluyuz. Ama yönetenler daha da sorumlu.
   Çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakma sorumluluğu nedeniyle çaba içindeyiz.  Üzülüyoruz. Elimizden gelemeyen şeyler çok. Yönetenlerin yaptıklarını sadece seyrediyoruz.
   Yol gösterme/düşüncelerimizi aktarma konusunda önerimizi tekrarlamaktan başka bir şey yapamıyoruz.
   Dün yanlıştı. Bu gün de yanlışlar var. Başarmanın tek yolu belli.
   Demokrasi ve hukuk.
   Bu iki kelimeyi tekrar ede ede ömrümüzü tüketeceğiz.  Ahlaki çöplük kokularından kurtulmanın/ çöplüğü ortadan kaldırmanın yolu hukuk devleti olmaktır.
   Gelin beraberce çöplükten kurtulalım.  Hukuk ve demokrasi ajandası yerine kendi yol haritalarınızı koyacaksanız bu gidişin sonu da yeniden hüsran olacaktır.
   Ahlaki çöplükten çıkamayınca diğer çöplüklerden de kurtulamayız.