Mümtaz Soysal'ın öğrencisi olmadım ama onun çok iyi bir okuru oldum. 1974'te, Milliyet gazetesinde köşe yazarlığı yapmaya başladığı günden sonra yazılarının çoğunu okudum. Milliyet’in o yıllarda genel yayın yönetmeni olan Abdi İpekçi’nin Soysal’la ilgili övgü dolu yazısı belleğimde hâlâ...
Fıkra yazarlığı; kültür birikimi gerektirdiği kadar, edebiyat yeteneği de isteyen bir iştir. Günümüzde köşe yazısı deyip geçiliyor ama eskiden gazetelerdeki köşe yazarları, başyazarlar; güncel olayları yorumlarken, ona edebi lezzet katmasını bilirlerdi. Bu türde hayranlık duyduğum iki yazar oldu. İlhan Selçuk, Mümtaz Soysal... Çetin Altan'ı da unutamam... Uğur Mumcu ise; bilgisi, cesareti ve bıçkın üslubuyla belleğimde taht kurmuş bir şövalye...
***
1989 yazında ünlü romancımız Tarık Buğra ile röportaj yapmıştım. Romandan, şiirden, siyasetçilerden uzun uzun konuştuk. Buğra'ya Osmancık, Küçük Ağa gibi dizi film olmuş yapıtlarıyla ilgili de sorular sordum; siyasetçilerle, yazarlarla ilgili sorular da. Köşe yazarları ile ilgili sorduğum soruya verdiği yanıt, ilginçti. En çok Mümtaz Soysal'ın yazılarını severek, güvenerek okuduğunu söylemesi; onun sağlam bir vatansever, iyi yetişmiş bir aydın olduğunu; yazılarında objektif davrandığını vurgulaması güzeldi. O röportajı 1989 Temmuzunda Hakimiyet gazetesinde yayınladım.
***
1993 Ağustos ayında SHP kurultayında Mümtaz Soysal’la tanıştım. O, SHP'nin milletvekili, ben de partinin Kayseri İl Sekreteri idim. Onun parti içinde bile liberal düşünce sahiplerine karşı nasıl mücadele ettiğini, kamu işletmeciliğine nasıl sahip çıktığını görüyor; verdiği mücadeleyi ilgiyle, hayranlıkla izliyordum. Kendi düşüncelerimin Mümtaz Hocada ete kemiğe büründüğünü görmek, ne güzel şeydi benim için...
***
1994 yılında SHP-DYP hükümetinde Dışişleri Bakanı olarak görev alınca, ne kendi genel başkanı Murat Karayalçın ile, ne dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile uyumlu çalışabildi. Çiller her şeyin özelleştirilmesini, Karayalçın ise hükümet ortaklığının bozulmamasını istiyordu. İMF'nin hoşuna gitmeyecek biçimde bazı yasaları Anayasa Mahkemesine başvurarak geri çevirtmesi; Çiller’in de, Karayalçın da canını çok sıkmaktaydı.
1994 yılında ABD ve bazı Avrupa ülkeleri Türkiye'ye vize koyunca, Mümtaz Soysal da aynı ülkelere “karşılıklılık" ilkesi gereğince vize koydu. İşin garibi, bu haklı davranışa, en çok, hükümetin milliyetçi muhafazakar geçinen kanadı karşı çıktı. Hoca, kendi deyimiyle “vuruşarak" hükümetten çekildi.
***
1995 seçimlerinde Ecevit, hocayı DSP'ye davet etti. Zonguldak milletvekili oldu. Ecevit Başbakan olduğunda, İMF ile iyi geçinmek istiyordu, ama Soysal inatçı bir devletçi olarak, Ecevit ile de anlaşamadı. Kamu işletmeciliğini geliştirme merkezi (KİGEM) adıyla bir oluşum sağlamaya çalıştı, ama nafile; siyaset çevresinin ve geçim derdine düşmüş milletin umurunda değildi kamu işletmeciliği! Yalnız devletçi değil; iflâh olmaz milliyetçi ve toplumcu yani vardı hocanın.
Kıbrıs ve Ermeni konusunda ülkemizi Avrupa'nın ilgili toplantılarında ustaca savunmuş az kişiden biri oldu hep.
***
2006 yılında Mülkiyeliler Derneği Mümtaz Soysal’ı bir konferans için Kayseri’ye davet ettiğinde, koştum yanına, Mülkiyeliler Derneğinin bir odasında dakikalarca sohbetimizin ardından, sorduğum soruları ve görüşlerimi değerli bulması hoşuma gitti. Elimdeki kitabını çocuklarım için imzalamasını istediğimde, “...babaları gibi olmaları dileğiyle...” diye yazması, sevindirdi beni. Hocanın sanki öğrencisiymişim de, onun dersinden geçmişim gibi geldi bana.
Ülkemiz çok değerli bir vatanseverini kaybetti. Bir Afrikalı yazarın kitabına koyduğu ad ile seslensem yeridir:
“Ağla yurdum ağla.”

