Yeni kurulan partiler üzerine yazı yazmak içimden gelmiyor. Ülkeyi adım adım tek adam yönetimine götürenlerin yandaşları, paydaşları, şakşakçıları;şimdi kalkmışlar peş peşe parti kuruyorlar;güzel sözler ediyorlar; ‘demokrasi,’ ‘güçler ayrılığı’ gibi önemli konulara değiniyorlar.
Suriye konusunu milletin başına bela edenlerin ikinci derecede sorumlusu olanlar; Ergenekon palavrası ile; ilerici, Atatürkçü çevreleri mahkemelerde, ceza evlerinde perişan edenler; şimdi kalkmışlar “gelecek”ten bahsediyorlar, derdimize “deva” olacaklarını söylüyorlar. Gel de inan!
***
Ne var ki yeni kurulan partilerin öncülerinin sözlerine de kulak vermeli. İktidar partisinden kopuşları; kendi aralarındaki kişisel çekişmelerden, paylaşım kavgasından çıkmış olsa da; bazı saptamaları, endişeleri var ki, onlar üzerinde durmalıyız.
Hemen hepsi, “tek adam” yönetiminin milleti yorduğunu, sorunları çıkmaza soktuğunu belirtiyor. Yargı bağımsızlığının önemini, güçler ayrılığının olması gerektiğini vurguluyorlar. Güçlendirilmiş parlamenter demokrasinin değerini dile getiriyorlar...
***
Damdan düşen adamın ayağının kırılacağını anlamak için, ille damdan düşmek mi gerekir?Soyut bir kavramı zihninde somutlaştıramayanlar, duvara toslayarak konuyu kavrarlar!
Parti genel başkanının, Cumhurbaşkanı olmasındaki sakıncaları görmek çok mu zordu? Kanun hükmünde kararlar ile ülke yönetmenin sıkıntılara yol açacağını kestirmek, özel yetenek mi istiyordu?Yargı üzerinde, yürütme organının bunca güce sahip olmasının sakıncaları, az mı anlatıldı?
2017 Nisan ayında, milletin yüzde yüzünün “hayır" demesi gereken Anayasa referandumu, yazık ki, toplumun yarısından biraz fazlasının “evet" demesi üzerine yasalaştı.Sorunlarımız ondan sonra dikiş tutmadı. Perşembenin gelişi çarşambadan belli değil miydi?
***
Kişisel yeteneği, aklı, fikri hangi kıratta olursa olsun; bunca yetki, bunca görev, bunca devlet işi; tek kişinin inisiyatifine bırakılamaz! Hiçbir insan, bunca yükün altından kalkamaz!
Elbette onun koşuşturacağı danışmanlar, bürokratlar, görevliler yüzlerce, binlerce olabilir; çevresinde yirmi dört saat hazır tutulan uzmanlar da olabilir; hiç önemi yok bunların. Çünkü kararı verecek son kişi olmanın yükümlülüğü, sorumluluğu, vicdan azabı,çökertir insanı. Kolay mı ülkenin kaderini etkileyecek bir kararı verirken, son söz sahibi olmak? Ya her şey kötüye giderse, sonuç felaket olursa...
***
Bir kez daha yazıyorum buraya. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dedikleri bu sistem çok sürmez.Bugünün siyasal İktidarı biraz daha oy kaybettiğinde, parlamenter sisteme dönüverirse, ben hiç şaşırmam! Çünkü onlar sandılar ki, devran hep böyle gidecek, hep kendileri iktidar olacak.
Bu kadar yetkiyi kimseye bırakmaz onlar!
İletişim: ayhangulsoy1@gmail.com

