Geçen hafta yazmak içimden gelmedi.
Çok sıkıntılı bir vaziyet içindeyiz. Ülke savaşa girecek mi girmeyecek mi tartışmaları yapılırken, diğer önemli sorunlar üzerinde kafa patlatmanın bir yararı olamıyor.
Savaşın ne olduğu hakkında, binlerce romanlar, öyküler, şiirler yazılmış, oyunlar oynanmış, filmler çekilmiş. Bunların çok azına da bakılsa ortalama her insan savaşın ne olduğu hakkında belli bir kanaate ulaşır.
Olaya ekonomik temelli yaklaşıldığında, görülen tablo, eğer savaş yapmak para kazandırıyorsa teşvik edildiğini görüyoruz. Barış yapmak para kazandırıyorsa barış teşvik edilmekte.
Savaşın sonunda, kazanan ve kaybeden ordular ortaya çıkar. Kazananlar, savaşın sonunda güç/iktidar ve para kazananlar olur. Kaybedenler ordusunda ise ölen yoksul savaşçılar, ölenlere üzülenler, acı içinde olan yetim, öksüz, kimsesiz kalan insanlar olur.
Savaşları birde haklı/haksız savaşlar olarak kategorize etmek gerekir. Kurtuluş savaşımız haklı bir savaştı. Amerika’nın Vietnam Savaşı haksız bir savaştı.
Ülkemiz, bu noktaya – Suriye ile savaş konumuna- nereden geldi. Sanırım, önce Dünyada oyun kurucu olma hayalleri kurulmaya başlandı. Bakıldı ki dünya oyun kurucuları, bizi yedek oyuncu olarak bile takımlarına almıyorlar. O halde ne yapılmalı, bu defa bölgesel güç olarak bölgemizde oyun kuralım anlayışına göre hareketler içinde olundu.
Ancak bölgemizin dünya üzerinde stratejik konumu, Ortadoğu’nun kendi içinde bu güne kadar gelebildiği aşama, Türkiye’nin gücü, tarihsel arka planı v.s.gibi nedenlerle evdeki hiçbir hesap çarşıya uymadı. Bu uyumsuzluk had safhada olduğu ve hep uyarılarla dikkat çekildiği halde ,ayaklar yere bir türlü basmadı.
‘Küresel güç olmadı, bölgesel güç verelim’ derken bölgesel güç de olamamanın hatta oyun kurucu olmayı bırakın oyuncu bile olamamanın kızgınlığı eğer bir savaşla sonuçlanacaksa eğri oturup doğru düşünmeliyiz.
Artık dünyada bizi pek dinleyen yok gibi, ciddiye almayan ülkeler çoğalıyor, uçaklarımız bile Suriye üzerine havalanamıyor. Ama bu vaziyeti göstermeye çalışırken, ülkemize olan güvensizlik , saygısızlık , güçsüzlük atfetmek değil. Ülkemizin jeopolitik ve askeri gücünü görmezden gelemeyiz.
Manzarayı gördüğüm kadarıyla göz önüne sermek istiyorum.
Bu savaştan kimler kazanacak, kimler kaybedecek? Savaş dışında çözümlerimiz var mı?
Esed’i yönetimden düşürmek, Suriye’de yaşayanları yok saymak, suni bir blokla hareket ederek nasıl bir yol kat edileceği öngörüsünü hesaba katmak, Rus uçağını düşürmek gibi eylem ve işlerin sonunda faturanın sadece bize çıkarılabileceğini ve İngiliz Dış İşleri Bakanının Körfez Savaşı sırasında söylediği ‘Türkiye’nin güney sınırları belirsizdir’ sözlerini düşününce endişe ve savaş kelimeleri bir anda beynimde bir araya geliyor.
Savaştan en çok etkilenecek olan kesimlerin güzel günler görememe endişesi,
On binlerce insanın kanının akma ihtimali,
Faturanın kimlere, nasıl kesileceği beklentisi
Yani savaş sonrası masaya kimler oturacak, nelere imza atacaklar düşüncesi,
Savaş zorunlu değilse bir cinayettir denmekte.
Allah ülkemizi/milletimizi savaştan korusun.
İletişim: av.ilbas@hotmail.com

