Değerli Okurlarım,
   Büyük Önder Atatürk’ün, Cumhuriyet kurulduktan sonra uluslararası ilişkilerde önem verdiği yönteminin ne olduğunu biliyor muyuz?
   Savaşsız, silahsız, akıllı ve ince diplomasiyle barışçı yollarla çözüm yöntemi.  “Yurtta barış, dünyada barış”ı bu nedenle söylemişti. Türkiye Cumhuriyeti’nin sonsuz geleceğini bu ilkeye bağlamıştı.
   Günümüzün değerli araştırmacı tarihçi ve yazarı Sinan Meydan, Sözcü Gazetesinde kendisine tahsis edilen ikinci sayfayı o denli güzel dolduruyor ki, her Pazartesi gününde yazdıklarını inceden inceye okumak ve değerlendirmek gerekiyor. Sinan Meydan, kaynak ve belge göstererek yakın tarihimizin gerçekleriyle buluşturuyor bizleri.
   02 Mart 2020 günlü Sözcü Gazetesi’nde “Atatürk’ün Savaşsız Anlaşma Yöntemi ve Hatay Sorunu” başlığıyla kaleme aldığı yazısını bilen bilmeyen herkesin okuması gerekir.
   Atatürk'ün, “şahsi meselem” dediği Hatay sorununda izlediği Suriye politikasından alınacak çok dersler var diyerek Savaşsız Anlaşma yöntemini özetliyor ve 31 Aralık 1936’da Atatürk’ün Başbakan İsmet İnönü'ye gönderdiği nottan alıntıyı ekliyor yazısına. “Türkiye Cumhuriyeti, çok haklı olduğu bu davada asla saldırgan konumda bulunmayı kabul etmez. Biz, bu işin barışçı yoldan çözülmesini istiyoruz. Böylece Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, dünyadaki sıkıntıların çözüm yöntemi olarak iddia ettiği savaşsız anlaşmanın en güzel örneğini göstermiş oluruz.”
   Görüldüğü gibi Atatürkçü dış politikanın önceliği savaş değil diplomasidir.
   Atatürk'ün anlatımıyla, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, dünyadaki sıkıntıların çözümünde savaşsız anlaşma yöntemini savunmaktadır. Atatürk, “haklı olunan davada asla saldırgan konumda olamayız” demektedir.
   Bugün Suriye İdlib’inde ve uluslar arası ilişkilerde içinde bulunduğumuz durum çok üzücü. İçimiz kan ağlıyor. Durduk yere askerlerimiz sınırlarımız dışında ve savunmasız ateş altında. Emperyalizmin Ortadoğu siyasetini göremeyen ve anlayamayan kalabalıklar ise şehadet gösterilerine alkış veriyor.
   Emperyalistlerin, sınırlarımızda yaşanan sığınmacı kaçış görüntüleri ile ilgili olarak gözleri görmüyor, kulakları duymuyor, ağızları yok mu sanılıyor? ABD’sinden Rusya’sına, Almanya’sından Yunanistan’ına çoğunluğunun, Ortadoğu’da ve ülkemizde yaşananlara yaklaşım ve tutumları acımasız. Ülkemiz yalnızlıkta.
   Sinan Meydan, Hatay sorununun iyice gündemde olduğu günlerde, 21/22 Aralık 1937 akşamı Atatürk’ün Suriye Başbakanı Cemil Mardam ile Ankara'da Karpiç Lokantası'nda bir görüşme yaptığını anlatıyor ve o görüşmede Cumhurbaşkanı Atatürk’ün, Suriye Başbakan'ı Cemil Mardam'a söylediklerini yazıyor. “Türkiye Cumhuriyeti gayet açık konuşmak mecburiyetindedir. Ben söylüyorum ki, İslam âlemi ve Suriye milleti ve devleti, tamamıyla ve katiyen bağımsız olmalıdır. Bunu burada söylediğim gibi Fransızların ve bütün dünyanın önünde tekrar etmek benim için şeref ve zevktir. Türkiye Cumhuriyeti Suriye'nin samimi dostudur. Biz Suriye'nin tam ve kesin bağımsızlığını, refah ve ikbalini isteriz. Dönüşünüzde bunu Suriyelilere lütfen bir muhabbet eseri olarak götürünüz”
   Sinan Meydan gibi benim de demem o ki, Atatürk, Hatay'ı savaşsız, silahsız biçimde tek bir Mehmetçiğin burnu kanamadan, kendi ifadesiyle savaşsız anlaşma yöntemiyle yeniden vatan toprağı yapmayı başardı. Atatürk'ün bu savaşsız anlaşma yönteminden alınacak ne büyük dersler var.
   Uluslararası ilişkilerde savaşsız, silahsız, akıllı ve ince diplomasiyle barışçı yollarla çözüm yöntemi niçin olmasın?..
   Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
   İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com