Şehrimiz yine, bir şehit cenazesini daha uğurladı.
Artık hemen hepimiz tarafından bu cenazeler kanıksandı. Şehitler geldiği zaman, hiç şaşırmıyoruz, çok olağanmış gibi bir duygu içinde oluyoruz.
Eğer şehit, yakınlarımızdaysa veya bildiğimiz tanıdığımız biri olursa o zaman biraz acıma duygumuz harekete geçiyor. Üzülüyoruz. Uzakta ise duyduklarımız duygu dünyamıza ulaşmıyor, hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz.
Ateş düştüğü yeri yakıyor. Yakınları acılarıyla baş başa kalıyorlar.
On yıllardır böyle bir düzen sürüp gidiyor. Kâh şehit sayısı azalıyor kâh çoğalıyor.
Genç insanlarımızı yaşatamıyoruz. Okulda, sporda, sanatta, müzikte olmaları gereken gençlerin şehit olması kader oluyor. En verimli zamanlarında, ülkenin geleceğinde en çok katkıda bulunabilecekleri dönemlerinde kaybediyoruz. Ölmeleri sanki zorunlu. Öyle olmak zorunda. Öldürenlere lanet yağdırmak sorunu bitirmiyor. Başka zamanda başka insanlar başkalarını öldürmeye devam ediyor. İnsanlık hala birbirlerini öldürmeme aşamasına gelemedi.
Ölenlerle öldürenleri bir yana bırakıp, kendimize bazı sorular sormamız gerekmiyor mu?
Neden şehit olanlar hep yoksulların çocukları? Neden şehitlik edebiyatı yapanların, çocuklarını askerlikten kaçırmak için ne büyük sahtekârlıklar yaptıklarını göremiyoruz?
Ey bizi yönetenler, ülkenin temel sorununu çözme yolunda neden ilerleyemiyoruz.
2015 Martına kadar devam eden süreç neydi? Neden başlatıldı? Neden bitirildi?
20 yıl 30 yıl öncesi çözüm önerilerinin yeniden ısıtılıp önümüze konması ne kadar işe yarar olacak?
Kanla, gözyaşıyla, ölümle, savaşla, düşmanlıkla yan yana olacağımıza, barışın kardeşliğin dostluğun eşit yurttaşlığın olduğu bir noktaya neden gidemiyoruz?
Meclis ne güne duruyor.
Ülkenin önünü tıkayan böylesi büyük bir sorunu meclis çözmeyecekte kim çözecek. Hükümetin bu güne kadar gösterdiği karneye baktığımızda, çözüme yeterli olmadığı belli. Daha geniş kapsamlı, herkesi içine alan yapılanmalarla çözüm yolu açılmalı.
Yazık oluyor gençlere,
Yazık oluyor yakınlarına dostlarına
Yazık oluyor ülkemize, insanlarımıza,
Ülke yönetenlerin sorumluluklarını geri planda değerlendirerek sonuç alamayız. Sonuçları bizleri de etkileyen icraatlar için daha dikkatli, izleyici, eleştirel olmamız lazım. Yurttaş olarak ödevlerimizin yanında sorumluluklarımızın da olduğunu bilelim. Bilmek yetmiyor. Uygulamaya koyalım. Çevremizdekileri de bu konuda uyaralım.
Daha iyi yaşamak, geleceğe dönük umutlarımızı yeşertmek, mutlu, huzurlu olmak bizim hakkımız olmalı.
Yönetenler de kendilerine verilen bu yetki ve sorumlulukları kullanırken vatandaşın beklentilerine cevap verecek tavırlar içinde olmamalılar.
Önümüzde çok sorun var. Suriye sorunu, mülteci sorunu, Irak, İran, Rusya sorunları can yakıcı sorunlar. Böylesi bir sorunlar yumağı içinde, son günlerde ülkenin tek sorununun başkanlık sistemi olduğu söylemleri yine gündeme çıkarıldı.
2016 yılında başkanlıkla yatıp başkanlıkla kalkacağız gibi gözüküyor.
Sorunları meclis çözmeyecekte kim çözecek diye bir soru sordum önceki paragrafta. Unutmuşum. Aslında sorunları, başkanlığın yolunu açacak olan muhtarlar da çözebilirler.
Meclis gurup toplantılarına alternatif olan muhtarlar toplantısı, daha medyatik olmakta. Ses getirmekte.
Türkiye’nin yol haritası da bu toplantılarda çizilmektedir. Çözüm için gözümüzü dikeceğimiz en önemli yerlerden biri de bu toplantılardır. Saray varsa gerisi teferruattır.
Asıl belirleyici kararlar buradan çıkmaktadır.
Başkanlığın anahtarı da buralardan geçirilecek sanki.
11 Ocak 2016
ŞEHİT CENAZESİ VE BAŞKANLIK!
Şehrimiz yine, bir şehit cenazesini daha uğurladı. Artık hemen hepimiz tarafından bu cenazeler kanıksandı. Şehitler geldiği zaman, hiç şaşırmıyoruz, çok olağanmış gibi bir duygu içinde oluyoruz. Eğer

