Değerli okuyucularım,
Sendika, işçi sınıfının önemli bir mücadele örgütüdür. Bu nedenle ortadan kaldırılması, daraltılması ve işlevsizleştirilmesi sömürü düzeninin en önemli amaçlarından biridir.
İşçilerin topluca harekete geçmesine olanak sağladığı için her zaman hedef olmuştur. Bir yandan sendikalaşma hakkı güdükleştirilirken, kimi zaman da sendikaların başına sömürü düzenine kafaları ve mideleriyle bağlı ağalar yerleştirilmiştir. Bununla da yetinilmemiş, süreç içerisinde çalışanlara sendika hakkı verilmemeye, sendikalı işçiler sendikasızlaştırmaya çalışılmıştır.
İşçi kıyımları, taşeron eliyle işçi çalıştırma, sözleşmeli personel, geçici mevsimlik işçi ve kapsam dışı personel uygulamaları 12 Eylül darbesi sonrası gerçekleştirilen önemli sendikasızlaştırma uygulamalarıdır.
Taşeron uygulaması, işçi sınıfını çok kötü çalışma ve ücret koşullarına mahkum etmenin yanı sıra diğer işçilerin de durumunu tehdit eden bir uygulamadır. Bugün taşeron işçi çalıştırmayan devlet kuruluşu ve belli büyüklükteki özel işletme yok gibidir. KİT’lerden belediyelere, basın sektöründen bankalara bütün işletmeler taşeron işçisi çalıştırmaktadır. Taşeron işçiliği, her geçen gün uygulama alanını daha da genişleterek neredeyse tek istihdam biçimi olma yolunda hızla ilerlemektedir.
12 Eylül sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle sözleşmeli personel uygulaması yaygınlaştırılmış, çok sayıda işçi ve memur bu kapsama alınmıştır.
Geçici mevsimlik işçi uygulamasında ise, altı aylık ya da bir yıllık sürelerle yenilenen iş akitleriyle işçiler sürekli atılmayla yüz yüze bırakılmıştır. Kapsam dışı personel uygulamasıyla da önemli sayıda işçi, sözleşme kapsamı dışına çıkarılmıştır.
Ülkemiz, OECD üyesi ülkeler içinde en düşük sendikalaşma ve toplu iş sözleşmesi kapsamına sahip ülkelerden biridir. Sendikalaşmada OECD’nin en kötüsüyüz. Sendikalaşmada OECD sonuncusu iken, sendikasızlaşmada OECD birincisiyiz.
SGK verilerine göre 2019’da, toplam 13.411.983 işçiden 1.859.038'inin sendikaya üyeliği bulunurken, sendikalaşma oranı yüzde 13,8’dir. Bu oran sadece sigortalı işçileri kapsamaktadır.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) tarafından yapılan Sendikalaşma Araştırmasında (2019); sendikalaşma, toplu iş sözleşmesi ve grevler konusunda vahim bir tablo ortaya çıkmıştır. Araştırmaya göre Türkiye’de sendikalaşabilen işçilerin oranı yüzde 11 ile sınırlı kalırken, işçilerin sadece yüzde 7’si toplu iş sözleşmelerinden yararlanıyor. Memurlar hariç 16.254.000 işçinin sadece 1.859.000’i sendika üyesi iken 14.395.000 işçi herhangi bir sendikaya üye değildir. Yani işçilerin yüzde 90’ı sendikasız. İşçilerin yüzde 93’ü ise toplu iş sözleşmesi kapsamında değil.
2000’li yıllarda, grev eğiliminde de ciddi bir gerileme var. 1984-2002 döneminde yıllık ortalama greve çıkan işçi sayısı 40.823 iken, bu sayı 2002-2017 döneminde 5693’e düşmüştür.
Kadınlar erkeklere göre daha az sendikalı. Toplam işçilerin yüzde 27,6’sı kadınlardan oluşurken, kadın sendika üyeleri toplam sendika üyelerinin yalnızca yüzde 19’unu oluşturmaktadır.
1970’lerin sonundan başlayarak ekonomi ve sosyal politikalarda yaşanan değişim ve neoliberal yönelim, kamu kesiminin daralması ve özelleştirme, toplam istihdam içinde hizmet sektörünün payının büyümesi, ana işletmelerin işlerinin önemli bir bölümünü alt işverenler ve taşeron şirketlere devretmeleri, firma ölçeğinin küçülmesi, esnek, kuralsız ve standart olmayan çalışma biçimlerinin yaygınlaşması, sendikasızlaşmaya yol açmıştır.
Sözün özü sendikasızlaştırma sistemli bir biçimde artırılmakta ve sendikalı ve toplu pazarlık kapsamındaki çalışan sayısı hızla azaltılmaktadır.
Çağdaş uygarlık düzeyine demokrasiyi yok eden, hukuksuzluğu, örgütsüzlüğü perçinleyen bu politikalarla mı ulaşacağız?
Yaşayacağımız bütün günlerimiz aydınlık olsun.
İletişim: bilgesay.haluk@gmail.com
